
“Paul Auster’ın Ay Sarayı romanında kahraman, evini bir süre amcasının hediye ettiği kitap kolilerinden oluşturduğu eşyalarla donatır. Kitaplardan koltuk, yatak, masa yapar ve bunları okuyup parasız kaldıkça da satarken evi sürekli değişir; koltuk küçülür, masa alçalır… Basit bir destek işlevi gördürürken bir yandan 19. yüzyıl edebiyatı üzerinde, bir sürü acayip hikâyenin kucağında uykuya dalmak ya da sehpanın hangi şiirleri sakladığını bilmek ve kahve içerken birini hatırlamak, yani deyim yerindeyse kitapların etinden sütünden faydalanmak fikrini hiç de yadırgamamıştım okurken.
Son on beş yılda beş kez ev değiştirdim ve ilk taşınmamdan bu yana benimle kalan, kitaplarım. Farklı evlerde farklı şekillerde dizildiler; ciddi ciddi eşya yapmaya kalkışmadım hiç onlardan ama bir süreliğine kitaptan bir sehpam oldu. Rüzgârdan sürekli çarpan kapıyı durduran bir kitabım hâlâ var. Yani kitaplarına gözü gibi bakanlardan olmadım hiç. “
Manifold’da yayınlanan bu yazıda, nesne olarak kitaplarla kurduğum ilişkiler üzerine düşündüm. Devamını bu linki takip ederek okuyabilirsiniz.