Schröder Evi

Konuta ve domestik yaşam tarzına dair iddiaları, neredeyse yüz yıl sonra bile avangard kalabilmiş bir yapı Gerrit Rietveld’in tasarladığı Schröder Evi: Erken modernizmin en çok yayınlanmış ve en iyi tanınan konutlarından. Modernizmin alameti farikası, Le Corbusier’nin 1926’da “yeni bir mimarlığın 5 ilkesi”nden biri olarak formüle ettiği serbest planın, en özgün ve başarılı örneklerinden. Günün belli saatlerinde dönüştürülmesi gereken, kendi ritüelleri olan bir konut. Dönemi için “skandal” sayılabilecek bu konutun tasarlanmasında en büyük pay ise müşterinin: kocasının ölümünden sonra, 3 çocuğu ile birlikte nasıl bir evde yaşamak istediğini çok iyi bilen Truus Schröder-Schräder’in.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz…

Kitap ve Olası İşlevleri

Fotoğraf: Neslihan Şık

“Paul Auster’ın Ay Sarayı romanında kahraman, evini bir süre amcasının hediye ettiği kitap kolilerinden oluşturduğu eşyalarla donatır. Kitaplardan koltuk, yatak, masa yapar ve bunları okuyup parasız kaldıkça da satarken evi sürekli değişir; koltuk küçülür, masa alçalır… Basit bir destek işlevi gördürürken bir yandan 19. yüzyıl edebiyatı üzerinde, bir sürü acayip hikâyenin kucağında uykuya dalmak ya da sehpanın hangi şiirleri sakladığını bilmek ve kahve içerken birini hatırlamak, yani deyim yerindeyse kitapların etinden sütünden faydalanmak fikrini hiç de yadırgamamıştım okurken.

Son on beş yılda beş kez ev değiştirdim ve ilk taşınmamdan bu yana benimle kalan, kitaplarım. Farklı evlerde farklı şekillerde dizildiler; ciddi ciddi eşya yapmaya kalkışmadım hiç onlardan ama bir süreliğine kitaptan bir sehpam oldu. Rüzgârdan sürekli çarpan kapıyı durduran bir kitabım hâlâ var. Yani kitaplarına gözü gibi bakanlardan olmadım hiç. “

Manifold’da yayınlanan bu yazıda, nesne olarak kitaplarla kurduğum ilişkiler üzerine düşündüm. Devamını bu linki takip ederek okuyabilirsiniz.

Seni Bana Vermediler

Futbol, öyle anlatıldığı gibi birleştirici bir takım sporu değil açıkçası. Örneğin bir kız çocuğunun futbol oynamak istemesi, şaşkınlıkla karşılanıyor, günümüzde bile. “Çünkü bırakın oynama isteğini, futbol sevdiğini dile getiren bir kadın, başkasına ait bir şeye göz dikmiş gibi utandırılır: Çünkü futbol hâlâ bir erkek sporu, belki de erkekliğin son kalesi… Cinsiyetinden bağımsız olarak çoğu kişi şöyle düşünür: Elbette kadınlar da futbol izleyebilir —hatta çok ilgilenmiyor olsak da, oynayabilir bile (nitekim kadın ligleri var artık) ama hobi olarak. Dolayısıyla bir kız çocuğun futbol oynamak istemesi, tenis ya da voleybol oynamak istemesinden farklı olarak, en azından şaşırtıyor ve tartışmaya neden oluyor hâlâ.” Yazının devamı burada… 

Kesin Bilgi mi?

“Geçtiğimiz günlerde Helen Pluckrose, James A. Lindsay ve Peter Boghossian, kültürel çalışmalar alanında akademik yayın yapmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek üzere bazı uyduruk makaleler hazırladıklarını ve bunları alanda önde gelen hakemli dergilerde yayımlatabildiklerini açıkladılar. Her konuda olduğu gibi akademide de sahtecilik yapmak için hem fırsat hem de motivasyon var elbette. Son dönemde üniversiteler arasında gittikçe artan rekabet ve öğretim üyeleri üzerindeki yayın baskısı, günümüzde akademik sahteciliğe yol açan önemli nedenler.

Ancak sahtecilik, Anthony Grafton’ın Forgers & Critics1 kitabında anlattığı gibi, her dönemde var. Örneğin Rönesans döneminde, antik dönem sadece keşfedilmemiş, sahtecilik yoluyla bir parça icat da edilmiş. ..” Akademik sahtecilik ve kültürel çalışmalar alanına yapılan saldırılar üzerine yazdım; devamı burada.

Malihulya

By Caspar David Friedrich - The photographic reproduction was done by Cybershot800i. (Diff), Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=1020146
Caspar David Friedrich,  Wanderer above the Sea of Fog, 1817-1818 

Melankoliye “malihulya” ya da “kara sevda” demişler Doğu’da… İbn Sina, aşk melankolisine kapılanların tedavisinde “maşuk hakkında ileri geri konuşmayı” önermiş mesela…

Manifold’da devam eden melankoli yazılarının beşincisinde, Doğu’nun melankoliyle macerasına baktım. Bir yaz gecesi, bir hastanenin radyoloji bölümünde, bir MR cihazı içinde duyduğum şarkıdan yola çıkarak “melankoli bir Batı hastalığı mı” diye soruyorum. Yazının devamı burada.

Öğle Vakti Şeytanı

Manifold’da melankoli üzerine yazıyorum bir süredir. Dizinin 4. yazısında, insanlığın başına en çok Orta Çağ’da musallat olmuş bir miskinlik türünü, acedia‘yı anlattım. Yaz aylarının sıcak öğleden sonralarında üstümüze basanından tutun da procrastination‘a, oradan acedia‘ya uzanan türlü çeşit miskinlikleri okumak için buraya tıklayın.

Öğle vakti şeytanıyla mücadeleden zaferle çıkanların en ünlüsü ise herhalde Aziz Antonius: Azizin bu mücadelesi öyle olağanüstü ki; ya da daha doğrusu şeytanın Antonius’u baştan çıkarmak için yaptıkları o kadar ilginç ve çekici ki, bu hikayeler yüzyıllar boyunca sanata tekrar tekrar konu olmuş. “Aziz Antonius’un Baştan Çıkarılışı” Michelangelo’dan Hieronymus Bosch’a, Cézanne’dan Dali’ye kadar onlarca ressama ilham olmuş. Aşağıda birkaç örneğini görebilirsiniz.

Hieronymus Bosch, The Temptation of St Anthony, 1501
Kaynak: wikimedia commons
Michelangelo, The Torment of Saint Anthony, 1487-88
Kaynak: wikimedia commons
Salvador Dali, The Temptation of Saint Anthony, 1946
Kaynak: dalipaintings.com

Gerçeklerden Westeros’a

2 yıl önce, 2017 yazında, Game of Thrones‘un 7. sezonunun sonunda, fantastik türüne tazelenen heyecanımla şöyle demişim: “Post-truth evrenindeki çaresizliğimizden yeniden hakikate giden yol belki de fantastikten geçiyor. Nitekim bu aralar, attığı atom bombaları sadece şehirleri yok etmeyip gelecek nesilleri de yaralayan uçakların olduğu bir dünyadansa, ağzından ateş saçan üç ejderhanın yaşadığı bir dünyayı tercih edebilir ve bunun ‘gerçeklerden Westeros’a kaçış’ olmadığını, aksine, ‘alternatif hakikatlerin’ panzehrinin ‘alternatif evrenler’ olduğunu sonuna kadar iddia ederim.” Yazının tamamı için burayı tıklayın.

Kara Safranın İcadı

Frederick Sandys (1829-1904), "Melancholia", Kaynak: Tate Koleksiyonu

İnsanın başına en çok ve en uzun süre dert olmuş illetlerden biri melankoli: Bir hastalık, bir ruh hâli, kültürel bir kavram ya da bazen mizaç. Tutacak/tutunacak bir köşesini bulamayacağınız kadar karmaşık biçimli bir şey gibi. Mevsimi sonbahar, kuru ve soğuk, elementi toprak, gezegeni Satürn… Hüzünlü, karanlık, vesveseli, kuşkucu… Hipokrat en baştan yapmış en temel tanımını: Uzun süren nedensiz endişe ve korku.

Melankoli üzerine bir yazı dizisine başladım. İşte ilk yazı: Kara Safranın İcadı

O Nazik Canavar!

Baudelaire’in “Kötülük Çiçekleri” için gravür, Jean Veber, 1896

Her çağın hastalığı, durup durup nükseden bir salgın bu sıkıntı!

19. yüzyılda bir alienist olan Brierre de Boismont 1850 yılında yayımlanan bir makalesinde o dönemde arttığını düşündüğü intiharların nedeni olarak sıkıntıyı [ennui] inceler ve “düşünen insan sıkılan bir hayvandır” der. 19. yüzyılın sonlarına doğru, Fransız romancı Paul Bourget lafı dolandırmadan “modern insan sıkılan hayvandır” yazar. Baudelaire’e göre ise o “nazik bir canavar”dır.

Melankoli dizisinin ikinci yazısını Manifold’da okuyabilirsiniz

Barca Nostra

Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi 11 Mayıs 2019’da açıldı. Bu yıl Bienal’deki işlerin çoğu, çoktan belasını bulmuş bir dünyayı anlatıyor kanımca. Bunların arasında “Barca Nostra”nın (2015 yılında, Avrupa’ya geçmeye çalışan en az 800 yolcusuyla birlikte batan balıkçı teknesi) sergilenmesi, ne anlama geliyor? 


Manifold’da başladığım “Melankoli” serisinin 3. yazısında çok önemli bir tartışmaya yol açan konuyla ilgili düşündüklerimi toparlamaya çalıştım bu kez….

Okumak için burayı tıklayın