Atilla Yücel ile gerçek tanışmam, Betonart’ın “Louis Kahn” sayısını birlikte hazırladığımız döneme denk geliyor. Bu sayı için 6 ayı aşkın bir süre birlikte çalışırken, hocanın titizliği ve işine gösterdiği özeni de yakından gözlemledim.
Aramızdan ayrılışının 1. yıl dönümünde, Atilla Yücel’i anmak için hazırladığımız bu sayıda konuk editörlüğü Belkıs Uluoğlu ve Funda Uz üstlendiler. Sayıda Atilla Yücel’in kuramcılığı, mimari uygulamaları ve akademisyen kimliği, çok yönlü kişiliğine vurguyla ele alınıyor. Bu özel sayı, Nezih Ayıran, İhsan Bilgin, Abdi Güzer, Uğur Tanyeli, Aydan Balamir, Zafer Akay, Ayşe Orbay, Pelin Derviş, Mete Tapan, Aykut Köksal, Yıldız Sey, Arzu Erdem, Hüseyin Kahvecioğlu, Deniz Aslan ve Nurbin Paker gibi çok sayıda ismin katkılarıyla hazırlandı.
Atilla Yücel’i anmanın en anlamlı yollarından biri, sanıyorum ki, onun üretimi üzerine düşünmek ve yazmak olacak. Betonart’ın bu sayısı bu tür bir çabanın ilk adımı sayılmalı.
Manifold’da melankoli üzerine yazıyorum bir süredir. Dizinin 4. yazısında, insanlığın başına en çok Orta Çağ’da musallat olmuş bir miskinlik türünü, acedia‘yı anlattım. Yaz aylarının sıcak öğleden sonralarında üstümüze basanından tutun da procrastination‘a, oradan acedia‘ya uzanan türlü çeşit miskinlikleri okumak için buraya tıklayın.
Öğle vakti şeytanıyla mücadeleden zaferle çıkanların en ünlüsü ise herhalde Aziz Antonius: Azizin bu mücadelesi öyle olağanüstü ki; ya da daha doğrusu şeytanın Antonius’u baştan çıkarmak için yaptıkları o kadar ilginç ve çekici ki, bu hikayeler yüzyıllar boyunca sanata tekrar tekrar konu olmuş. “Aziz Antonius’un Baştan Çıkarılışı” Michelangelo’dan Hieronymus Bosch’a, Cézanne’dan Dali’ye kadar onlarca ressama ilham olmuş. Aşağıda birkaç örneğini görebilirsiniz.
Hieronymus Bosch, The Temptation of St Anthony, 1501 Kaynak: wikimedia commons
Michelangelo, The Torment of Saint Anthony, 1487-88 Kaynak: wikimedia commons
Salvador Dali, The Temptation of Saint Anthony, 1946 Kaynak: dalipaintings.com
2 yıl önce, 2017 yazında, Game of Thrones‘un 7. sezonunun sonunda, fantastik türüne tazelenen heyecanımla şöyle demişim: “Post-truth evrenindeki çaresizliğimizden yeniden hakikate giden yol belki de fantastikten geçiyor. Nitekim bu aralar, attığı atom bombaları sadece şehirleri yok etmeyip gelecek nesilleri de yaralayan uçakların olduğu bir dünyadansa, ağzından ateş saçan üç ejderhanın yaşadığı bir dünyayı tercih edebilir ve bunun ‘gerçeklerden Westeros’a kaçış’ olmadığını, aksine, ‘alternatif hakikatlerin’ panzehrinin ‘alternatif evrenler’ olduğunu sonuna kadar iddia ederim.” Yazının tamamı için burayı tıklayın.
Betonart’ın 61. sayısında çağdaş Yunan mimarlığını konu ettik.
İtiraf etmek gerekirse Yunan mimarlığı denildiğinde akla ilk klasik mimarlık ya da adaların vernaküler mimarisi geliyor. Elbette bu durumda, bu tür imgeleri sürekli dolaşımda tutan turizm sektörünün de payı büyük. Son dönemde Türkiye’den Yunanistan’a seyahat edenlerin sayısında bir artış gözlense de, tatil amaçlı bu gezilerde çoğunlukla adalar ve sahiller tercih edildiği için özellikle kentlerde görünür olan 20. yüzyıl modernizmi ve çağdaş dönem üretimi dikkat çekmeyebiliyor. Dolayısıyla günümüz Yunan mimarlığı ve mimarları üzerine pek çok konuyu ele almaya çalıştığımız bu sayı, aslında çağdaş Yunan mimarlığına bir giriş olarak değerlendirilebilir.
Yunan
mimarlığında modernizmin seyrini araştırmak, bir yandan da, Türkiyeli okurlar için
aynaya bakmak gibi: Bir önceki yüzyılın başında mimarlıkta hızla modernleşerek
Batılı sayılmak arzusu taşıyan her iki ülke mimarları da kendi farklı
geleneklerinin zaten “modern” olduğu iddiasındaydılar. Ya da
özellikle 1950’lerden itibaren artan iç göç sonucunda, Yunanistan’da olduğu
gibi Türkiye’de de büyük kentlerin
çehresi, kat karşılığı müteahhit eliyle apartmanlaşma yüzünden değişti.
Günümüzde de, neoliberal politikalar, kentsel dönüşüm, ekonomik kriz ve göç
gibi soru ve sorunlar, yine her iki ülkenin mimari manzarasını etkileyen ortak
konular olarak beliriyor.
Bu sayının
içeriğini oluşturmakta en büyük katkıyı, Yunanistan’dan bir grup mimar ve
akademisyenden aldık. Kostas Tsiambaos, 1933’te Atina’da yapılan CIAM
toplantısından itibaren modernizmin Yunanistan’da “egzotizme” hep göz
kırpan serüvenini anlattı. Panayotis Tsakopoulos, özellikle 1930’larda doğmuş
bir kuşak mimarın 1950’lerden itibaren brüt beton malzeme ile üretimine
odaklandı. Panayotis Tournikiotis, İkinci Dünya Savaşı sonrası Atina başta
olmak üzere kentlerde konut sorununa bir çözüm olarak ortaya çıkan polykatoikia üzerine yazdı. Maria Vidali
ise Christos Papoulias’ın üç projesini ele aldığı yazısında, mimarın topografya
ile kurduğu özel ilişkiyi ele aldı.
Tilemachos
Andrianopoulos, Kalliopi Amygdalou, Alexandros Vazakas, Katerina Kotzia, Korina
Filoxenidou ve Aspassia Kouzoupi, sorularımıza verdikleri yanıtlarla çağdaş
Yunan mimarlık ortamını şekillendiren koşulları ele aldılar. Burcu Tüm,
1950’lerin Atina ve İstanbul’unu Hilton Otelleri üzerinden değerlendirdi. Seda
Kurt Şengün, geçen yüzyılın hassasiyetiyle tanınmış Yunan mimarlarından
Dimitris Pikionis’i anlattı. 61. sayıya
Deniz Güner, son yıllarda Yunanistan’a yaptığı mimari gezilerde fotoğrafladığı
yapılardan bir seçme ile, Hakan Tüzün Şengün ise Atina apartmanlarının
balkonları üzerine bir metinle katkıda bulundu.
Çağdaş Yunan
mimarlığına odaklandığımız bu sayı aynı zamanda, komşu ülke mimarlıklarını ele
alacağımız bir dizinin de ilk sayısı oldu.
Bu sayı için bizimle birlikte heyecanlanan ve yazarak, çizerek, fotoğraflayarak katkı sunan herkese teşekkür ederim.
Kapak: Xenia Vathy Oteli Arka Cephesi, Samos, Kostas Stamatis, 1958. Kapak fotoğrafı: Deniz Güner
Travma anıtları, kaybın ya da yokluğun anıtlarıdır. Bir yandan kaybettiklerimizi anarken bir yandan da kayba sebep olan nedenleri hatırlatarak bir uyarı görevi üstlenmeleri beklenir. Savaş, soykırım ya da terör olaylarının yıkıcı etkileriyle yüzleşerek geçmişten öğrenilmesi, “bir daha asla” mottosunun önerdiği gibi günümüze yönelik iyileştirici bir etki bırakmaları umulur.
Frederick Sandys (1829-1904), "Melancholia", Kaynak: Tate Koleksiyonu
İnsanın başına en çok ve en uzun süre dert olmuş illetlerden
biri melankoli: Bir hastalık, bir ruh hâli, kültürel bir kavram ya da bazen
mizaç. Tutacak/tutunacak bir köşesini bulamayacağınız kadar karmaşık biçimli
bir şey gibi. Mevsimi sonbahar, kuru ve soğuk, elementi toprak, gezegeni
Satürn… Hüzünlü, karanlık, vesveseli, kuşkucu… Hipokrat en baştan yapmış en
temel tanımını: Uzun süren nedensiz endişe ve korku.
Melankoli üzerine bir yazı dizisine başladım. İşte ilk yazı: Kara Safranın İcadı